Türkiye, kapsamı ve çeşitliliği bakımından büyük önem arz eden zengin bir Dünya Kültür Mirası coğrafyasına ev sahipliği yapmaktadır. Bu mirası korumak, gün ışığına çıkarmak ve tüm insanlığın yararına sunulacak bilimsel bir bilgiye dönüştürerek gelecek kuşaklara aktarmak, asla göz ardı edemeyeceğimiz asli bir sorumluluktur. Bu kültürel zenginliğin yanı sıra, görünüşte onunla çelişen bir diğer gerçeklik ise ülkemizin içine girdiği hızlı modernleşme ve kalkınma sürecidir.
Yakın geçmişe kadar, kültürel mirası korumak ile çağdaş ilerlemeye yatırım yapma zorunluluğu, birbiriyle uzlaşmaz çelişkiler olarak telakki edilmekteydi. Ne var ki, çağdaş koruma anlayışının gelişmesiyle birlikte kültürel miras ve modern kalkınma artık bu şekilde değerlendirilmemekte; "bütünleşik planlama" yaklaşımıyla bu iki kavramın birbirini besleyip zenginleştirebileceği kabul edilmektedir.
1968 yılında ODTÜ tarafından Keban Barajı Rezervuar Alanı'nda başlatılan çalışmalar, bu vizyonun kapsamlı bir şekilde uygulamaya konulduğu ilk örneklerden biri olarak değerlendirilebilir. Aynı bilimsel anlayış, daha sonra Aşağı Fırat Havzası'ndaki Karakaya ve Atatürk Barajı rezervuar alanlarında yürütülen çalışmalarla da sürdürülmüştür. Söz konusu projeler, salt arkeolojik kazı çalışmaları olarak görülmemelidir. Buradaki asıl hedef; geçmişe ait verileri tüm insanlığın yararına sunulacak evrensel bir bilgiye dönüştüren, aynı zamanda da ülke ve bölge ekonomisinin kalkınmasına katkı sağlayan, kültürel mirasa yönelik çok amaçlı projeler bütünü ortaya koymaktır.
Çağdaş Kalkınmanın Anıtları: Tarihi Mirasa Zarar Vermeden Baraj İnşası
Bu bölgeyi kalkındırmak amacıyla uzun soluklu Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında inşa edilen Ilısu ve Karkamış Barajlarının yol açtığı olumsuz etkilerin en kritiği; henüz kapsamlı bir arkeolojik araştırmaya tabi tutulmamış olan bu bölgenin kültürel mirasının, yükselen baraj suları altında kalarak yok olacak olmasıdır.

Hasankeyf: Ön planda Artuklu Camii ile İç Kale'ye doğru görünüm
Bu devasa projeler, yalnızca sulama değil, aynı zamanda elektrik üretimi açısından da bölgenin mevcut ve gelecekteki kalkınmasında son derece önemli bir rol oynamaktadır. Öte yandan bu yatırımlar; GAP projesi kapsamında oluşturulan baraj rezervuarlarının suları altında kalacak olan kültürel mirası gün ışığına çıkarma, belgeleme ve gelecek kuşakların yararına koruma altına alma sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir. Buradaki temel gayemiz, Keban, Atatürk ve Karakaya Barajı projelerinde edindiğimiz kurtarma kazısı deneyimlerinden de istifade ederek, GAP gibi böylesine mühim bir yatırım hamlesini, bölgenin kültürel ve tarihi mirasında mümkün olan en az kayıpla hayata geçirmeye çalışmaktır. Bu bağlamda bölgede yürütülecek çalışmalar, kültürel mirasımıza yönelik çağdaş bir proje olarak değerlendirilmelidir.
Aciliyet Arz Eden Bir Durum: Karkamış ve Ilısu Barajları
Yeni Bir Atılım: ODTÜ-TAÇDAM Kurtarma Projesi
1990'lı yıllarda GAP kapsamında hayata geçirilen Karkamış ve Ilısu Barajı projelerinin etki alanında kalacak kültürel kalıntıları kurtarmak amacıyla; 1998 yılında Kültür Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) arasında bir protokol düzenlenmiş ve çalışmalar ODTÜ Tarihsel Çevre Değerlerini Araştırma Merkezi'nin (TAÇDAM) yöneticiliğinde başlatılmıştır. Kısa süre içinde projeye İstanbul, Ankara, Hacettepe, Bilkent, Ege, Anadolu, Gazi ve Dicle gibi Türk üniversitelerinden; yurt dışından Bryn Mawr, Binghamton, Utah, Akron, Münster, Münih ve Roma üniversitelerinden; ayrıca Amerikan İlmî Araştırmalar Enstitüsü (ARIT), Alman Arkeoloji Enstitüsü, Prag Oryantal Enstitüsü ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü gibi Türkiye'de faaliyet gösteren bilimsel kurumlardan geniş çaplı destek ve katılım sağlanmıştır.
22.07.1998 tarihinde imzalanan Ilısu ve Karkamış Barajı Projesi protokolü hükümleri uyarınca; arkeolojik çalışmalara dair yetki ve sorumlulukların 2863 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri gereğince T.C. Kültür Bakanlığı tarafından üstlenilmesi, maddi yükümlülüklerin DSİ tarafından karşılanması ve projenin bilimsel yönetiminin ODTÜ tarafından yürütülmesi öngörülmüştür. Bölgede gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmaları, ODTÜ-TAÇDAM Proje Yönetimi'nin önerisi doğrultusunda, çeşitli üniversitelerin araştırma ekipleri tarafından, Kültür Bakanlığı'na bağlı Müze Müdürlüklerinin denetiminde ve 2863 sayılı Kanun kapsamında Bakanlıkça tahsis edilen ruhsatlar çerçevesinde yürütülmüştür.

Teleilat Höyük, İnsan Figürinleri, Neolitik Dönem
DSİ Genel Müdürlüğü tarafından sağlanan mali destek ve donanımın yanı sıra özel sektör kuruluşlarının (Hilton SA, Hewlett-Packard Türkiye vb.) yaptığı katkıların idaresi amacıyla ODTÜ bünyesinde özel bir bütçe komisyonu oluşturulmuştur. Proje faaliyetleri, ODTÜ-TAÇDAM Proje Yönetimi tarafından temel bir bürokratik yapı içerisinde yürütülmüş olup projeye dair mühim kararlar ODTÜ-TAÇDAM Yürütme Kurulu tarafından alınmıştır. Arazi çalışmaları, Diyarbakır'daki ODTÜ-TAÇDAM Koordinasyon Ofisi üzerinden yönlendirilmiştir. Projenin yönetimi ve faaliyetleri; T.C. Kültür Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü, GAP İdaresi ile ODTÜ-TAÇDAM Danışma ve Yönetim Kurulu üyelerinden teşekkül eden ve ODTÜ Rektörlüğü'nün başkanlığında yılda bir veya daha sık toplanan Proje Yürütme Kurulu toplantılarında değerlendirilmiştir. Proje çalışmalarının bu şekilde Keban Projesi'ne benzer esnek bir yapı içerisinde yürütülmesiyle; kaynakların, donanımın ve bilgi akışının yönetilmesi ile yayın faaliyetlerinin, GAP bölgesindeki diğer kültür varlıklarını belgeleme ve kurtarma projeleriyle eşgüdüm içinde organize edilmesi amaçlanmıştır.

Seraga Höyük, güneydoğuya bakış
Çalışmalar, 1998 yılında dört kazı ve dokuz yüzey araştırması ile başlamıştır. 1999 yılına gelindiğinde bu girişim; Karkamış Barajı bölgesinde dokuz kazı ve dört yüzey araştırması, Ilısu Barajı bölgesinde ise dört kazı ve iki yüzey araştırması projesinin yürütüldüğü, uluslararası çapta devasa bir arkeolojik kurtarma operasyonuna dönüşmüş; 2002 yılı itibarıyla da her iki bölgedeki kazı ve yüzey araştırması projelerinin toplam sayısı 26'ya yükselmiştir.
Kültürel Miras Yönetim Stratejisi
Karkamış ve Ilısu Barajı rezervuar alanlarında yürütülen yüzey araştırmaları, baraj projelerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenecek 250 arkeolojik ören yerini tespit etmiştir. Proje çalışmaları başlatıldığında, Karkamış Barajı rezervuarının suları altında kalacağı bilinen alandaki 16 önemli yerleşim yerinde kurtarma kazıları gerçekleştirmek için ne yazık ki sadece iki yıllık bir sürenin kalmış olması talihsiz bir durumdur. Bu durum göz önüne alındığında, projede yer alan uluslararası ekiplerin faaliyetlerinin 2000 yılına kadar bu alanda yoğunlaşması; sonrasında ise çalışmaların yalnızca, baraj rezervuarının su tutmaya başlamasına on yıl kalmış olan Ilısu Barajı bölgesindeki ören yerlerinde yürütülmesi öngörülmüştür. Bu dönem için, anıtsal bir kent olan Hasankeyf de dâhil olmak üzere 30 önemli arkeolojik ören yerinde kazı yapılması ve diğer alanlarda yoğun araştırmalar ile sondaj kazılarının yürütülmesi planlanmıştır. Hasankeyf'teki anıtların belgeleme ve koruma çalışmalarının gerçekleştirilmesi ile alanın çevresel araştırmasının yapılması öncelikli bir mesele olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, Karkamış Barajı'nın inşası 2002 yılı itibarıyla henüz tamamlanmadığından, bu durum bölgedeki arkeolojik kurtarma çalışmalarının başlangıçta öngörülenden bir süre daha devam etmesi imkânını doğurmuştur.
Projenin en önemli ören yeri olan anıtsal Hasankeyf kentindeki çalışmaları, bünyesinde çok sayıda alt proje barındıran bütünleşik bir kültür projesi olarak organize etmek amacıyla; faaliyetler, rezervuar su seviyesinin etkisine göre dört ana kategori altında planlanmıştır. Bunlar şu şekildedir: Dicle Nehri'nin sol sahilindeki kültürel kalıntıların acil olarak belgelenmesi; nehrin sağ sahilindeki Aşağı Şehir alanında yürütülen kazı ve belgeleme çalışmalarının hızlandırılması; korunması gereken anıtların restorasyon projelerinin tamamlanması; ve iyi korunmuş durumdaki Yukarı Şehir alanında bir arkeolojik park oluşturulması.
ODTÜ-TAÇDAM Proje Yönetimi, Hasankeyf için farklı senaryolara göre geliştirilmiş stratejiler içeren uzun vadeli bir vizyon oluşturulması gerektiği görüşündedir. Bu senaryolardan biri, Ilısu Barajı'nın inşasının 15 yıl mı süreceği yoksa projeden vaz mı geçileceği ihtimaliyle ilgilidir.

Megara Höyük, güneydoğuya bakış
Neleri Kurtarıyoruz?
Proje çalışmaları, Alt Paleolitik'ten günümüze uzanan kültürel sürekliliğe tanıklık eden zengin veriler ışığında bölgenin kültür tarihinin yeniden yazılmasına olanak tanımaktadır. Projenin başlatıldığı 1998 yılından 2002 yılına kadar yürütülen kazı ve yüzey araştırmalarının sonuçları, Yakın Doğu arkeolojisi için büyük önem taşıyan bulgular ortaya koymuştur:
Ilısu Barajı bölgesindeki Neolitik yerleşim yeri olan Körtik Tepe'de, Yakın Doğu için dikkate değer buluntular sunan Çanak Çömleksiz (Akeramik) Neolitik döneme ait bir mezarlık keşfedilmiştir. Hakemi Use Tepe'deki kazılarda Geç Neolitik döneme tarihlenen yapılar ve yapı içi gömüler gün ışığına çıkarılmıştır. Obeyd dönemine ait bir yerleşim olan Yenice Höyük'te, Geç Neolitik ve Kalkolitik Çağ'ın başlangıcı belgelenmiştir. Ilısu Barajı havzasında Ziyaret Tepe, Kenan Tepe, Salat Tepe, Aşağı Salat, Giricano, Müslüman Tepe ve Kavuşan Höyük'ün de aralarında bulunduğu çok sayıda höyükte, Uruk dönemi ve Erken Tunç Çağı'nda bölgedeki kentleşmenin başlangıcına tanıklık eden bulgulara rastlanmıştır. Ilısu bölgesindeki çeşitli ören yerleri, Orta ve Geç Tunç Çağı yerleşimlerine dair veriler de sunmuştur. M.Ö. 2. binyıl, Giricano'da büyük idari yapılarla temsil edilmekte olup, alanda bulunan Asur çivi yazılı tabletleri, buranın M.Ö. 2. binyılın sonlarında Dunnu-şa-Uzibi adında bir tarımsal yerleşke olduğuna işaret etmektedir.
Ilısu bölgesinde M.Ö. 1. binyıl Demir Çağı'na ait en ilginç veriler, çivi yazılı tabletlerin Asur tarihi ve aynı zamanda bu dönemin ekonomisi hakkında dikkat çekici bilgiler sunduğu Ziyaret Tepe kazılarından gelmektedir. Bu tabletlere göre Asur İmparatorluğu, M.Ö. 612 yılındaki yıkılışından sonra bir süre daha varlığını sürdürmüştür. Botan Vadisi'ndeki Türbe Höyük'te yürütülen kazılar; alt tabakalarda Uruk ve Obeyd dönemlerine ait yerleşimlerin yanı sıra, Helenistik dönem ve öncesine tarihlenen tahkimatlı bir yerleşime dair kanıtlar ortaya koymuştur.
Alt projelerin en önemlisi, anıtsal Hasankeyf kentiyle ilgilidir. Alandaki kazı ve belgeleme çalışmaları, 1989 yılında Kültür Bakanlığı adına Mardin Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Prof. Dr. Oluş Arık tarafından başlatılmıştır. Çalışmalar, 1991 yılında Kültür Bakanlığı ve GAP İdaresi arasında imzalanan protokol ile sağlanan önemli kaynak ve desteklerle genişletilmiştir. Ancak 1992 yılında, bölgede yaşanan güvenlik sorunları nedeniyle çalışmalara son verilmiştir. 1998 yılından sonra Hasankeyf'teki kazılar, ODTÜ-TAÇDAM Yönetimi altında Ilısu Barajı havzasında başlatılan kurtarma çalışmaları sonucunda yeniden ivme kazanmış ve kapsamı genişletilmiştir.
ODTÜ-TAÇDAM Yönetimi aracılığıyla büyük ölçüde DSİ katkılarından sağlanan bu en güncel mali destek ve Kültür Bakanlığı DÖSİM ile GAP İdaresi'nin temin ettiği kaynaklar sayesinde; Ilısu Barajı rezervuarının suları altında kalacak olan (+526 m) Hasankeyf Aşağı Şehir'deki, özellikle de "merkez kazı alanı" olarak bilinen bölgedeki kazı ve belgeleme çalışmalarına hız vermek mümkün olmuştur. Albert Gabriel tarafından yayımlanan Hasankeyf ören yerinin tüm alanını belgelemeye yönelik mevcut çalışmalarla birlikte; anıtsal kentin 1/500 ölçekli ön haritası, Yukarı Şehir'in jeolojik ve yapı mekaniği üzerine ön çalışmalar ve alandaki en önemli yapı olan tarihi İpek Yolu Köprüsü'nün restorasyon projesi ODTÜ-TAÇDAM Proje Yönetimi tarafından hazırlanmıştır. Buna ek olarak, Hasankeyf'teki belgeleme çalışmalarıyla eşgüdümlü olarak, Yukarı Şehir'in Dicle'ye bakan kesiminin jeolojik ve yapı mekaniği ön çalışmaları da tamamlanmıştır.

Akarçay Tepe: Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem, Hücre Planlı Anıtsal Mimari
Botan ve Garzan vadilerindeki temel kültür envanteri çalışmaları, Ilısu Barajı havzasında önceki yıllarda başlayan kazı ve yüzey araştırmalarıyla eşzamanlı olarak yürütülen arkeolojik yüzey araştırması projeleri kapsamında gerçekleştirilmiştir. Gelecekte yapılması planlanan kazılar için gerekli bilgilerin kayıt altına alınması ve güncellenmesi işlemleri tamamlanmıştır.
Karkamış Barajı rezervuar alanındaki Paleolitik yüzey araştırması ve yöresel mimarinin belgelenmesi çalışmaları 2002 yılında sonuçlandırılmıştır. Kazıları halen devam eden ören yerlerinden önemli sonuçlar elde edilmektedir; bilhassa Teleilat Höyük ve Akarçay Tepe'de gün ışığına çıkarılan özgün mimari ve Çanak Çömleksiz (Akeramik) Neolitik kültür tabakaları, Mezopotamya-Anadolu ilişkilerine dair bilgilerimizi derinleştirmektedir. Teleilat Höyük'ün, Neolitik dönemin tüm evrelerinin temsil edildiği geniş bir yerleşim yeri olduğu kanıtlanmıştır. Neolitik yerleşimin üzerinde yükselen Asur ve Ahameniş sarayları, Anadolu'daki en iyi korunmuş mimari örnekleri sergilemekte ve diğer kültürel verilerle birlikte bölgedeki bu az bilinen dönemlere ışık tutmaktadır.
Bölgenin en önemli Erken Tunç Çağı yerleşimlerinden biri olan Zeytinlibahçe Höyük'te, Geç Uruk - Erken Tunç Çağı I tabakalarında iyi korunmuş mimari kalıntılar açığa çıkarılmıştır. Hemen bitişiğindeki Fıstıklı Höyük'te ise küçük ölçekli Halaf dönemi yerleşimine ait tholos tipi yapılar ile hücre planlı binalar kazılmıştır. Gre Vrike'de Erken Tunç Çağı'na tarihlenen kutsal bir alan ve yapı kompleksinin yanı sıra çeşitli mezarlar (gömüler) keşfedilmiştir.
Şaraga Höyük'teki Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı tabakalarını, 1999 yılında rezervuar suları altında kalmaya başlamadan önce belgelemek mümkün olamamıştır; ancak özellikle Orta ve Geç Tunç Çağı yapı katları kazılabilmiştir.
Projenin bugüne kadarki başarılarının kısa bir özeti aşağıda sunulmaktadır; ancak öncelikle belirtmek gerekir ki, yürütülen disiplinler arası çalışmalar kısa sürede son derece zengin veriler üreterek bölgenin kültür tarihinin yeniden yazılmasına olanak tanımıştır. Proje kapsamında yürütülen çalışmaların sonuçları, uluslararası standartlara uygun olarak iki dilli (Türkçe-İngilizce) yıllık raporlar halinde yayımlanmaktadır. Bununla birlikte, projenin Türk arkeolojisine ve kültürel mirasın korunmasına yaptığı katkıların daha da önemli olduğu muhakkaktır. Proje faaliyetleri sayesinde:
-
Arkeolojik kültürel mirası korumanın önemine dair yerel farkındalığın artmasında, bölgesel ölçekli "bütünleşik arkeolojik çalışmaların" olumlu etkileri görülmeye başlanmıştır.
-
Belirli bir bölgede bütünleşik olarak ve birbirine komşu alanlarda yürütülen arkeolojik projeler arasında sağlanan sinerji ile bilimsel standartlar yükseltilmiştir.
-
Genç bir nesil Türk arkeolojisinde saha deneyimi kazanmakta ve kültürel mirasın belgelenmesi ile korunması alanlarında uzmanlaşmaya teşvik edilmektedir.
-
Belgeleme, koruma, değerlendirme ve yayın çalışmalarının etkin bir biçimde yürütülmesinde, arkeolojik yöntemlerin yanı sıra uygulamalı bilimler ile doğa bilimlerinin teknikleri de daha kapsamlı bir şekilde kullanılmaktadır.
-
Bölgedeki arkeolojik projeler için sağlam bir altyapı ve donanım havuzu oluşturulmuştur.
-
Türkiye'nin temel kültür envanteri çalışmalarına altlık oluşturmak üzere, proje bölgesi için CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) tabanlı bir arkeolojik veri tabanı kurulmuştur.
ODTÜ-TAÇDAM Proje Yönetimi, konuya çağdaş bir miras yönetimi anlayışıyla yaklaşarak uluslararası araştırma kurumlarının katılımını teşvik etmekte ve projenin geliştirilmesi için her türlü iletişim ve etkileşimi güvence altına almaktadır. Çok boyutlu uluslararası bir kültür girişimi olan Ilısu-Karkamış Kurtarma Projesi, GAP bölgesindeki ve Türkiye'nin diğer bölgelerindeki diğer arkeolojik kurtarma projeleri için örnek teşkil eden bir atılım olarak hizmet vermektedir.